Kadın sünnetini mahkum edip erkek sünnetini meşrulaştıranların görüşlerinin tersine, tıbbi argüman bunların her ikisini de ya meşrulaştırmış, ya da mahkum etmiştir.
1) Erkek ve kadın sünnetinin zararlı etkileri
Genelde kadın sünnetinin erkek sünnetinden çok daha zararlı olduğunu sık sık duyarız. Onun için Eylül 2000'de, UNCEF-İsviçre "kesme: sakatlama mı, tören mi?" başlığında bir bildiri dağıtmıştır. Bildiri şöyledir:
"Kesme (mutilation) terimi çok açık sayılmaz. Üstderinin bir kısmını çıkarmak anlamına gelen erkek sünnetini de kapsar. Erkek sünneti, erkeklerin cinsel fonksiyonunu engellemeden onlara bazı hijyenik avantajlar sağlar. Kadın sünneti ise, kadının cinsel organında kendi sağlığı yanında doğacak çocukların da sağlığını etkileyecek kalıcı sonuçlar bırakır."
Erkek sünnetini hoşgören bu tarz bir yaklaşım herşeyden önce eksiktir, çünkü değişik "kesme" ya da sünnet türlerine değinmemektedir. Aslında, temelde dört çeşit erkek sünneti vardır: 1. Tip : Bu tür, üstderinin tamamının kesilmesini içerir. 2. Tip: Genelde Yahudiler tarafından uygulanır. Sünnetçi, sol eliyle üstderiyi sıkıca kavrar. Çıkarılacak miktarı belirledikten sonra, glansı yaradan korumak için bir koruyucu yerleştirir. Daha sonra koruyucu hizasından üstderi bir defada kesilir. Operasyonun bu bölümüne Milah adı verilir. Mukoz tabakayı ortaya çıkarır. Daha sonra bu mukoz tabaka kenardan tutulur ve merkezden koronaya kadar yırtılır. Operasyonun bu kısmına Periah adı verilir. Rabbiler Periah'ı, 1. yy.'dan sonra üstderinin yeniden yapılmasını engellemek için uygulamaya başlamışlardır. (epispasm) 3. Tip : Bu tip genelde penisin tüm derisini soymayı içerir. Hatta yumurtalıklar da bunun içine alınabilir. Araplar tarafından Salh denen bu uygulama Güney Arabistan'da ortaya çıkmıştır ve muhtemelen hala uygulanmaktadır. 4. Tip : Bu tür, üriner tüpün yumurtalıklardan glansa kadar yarılıp açılmasını içerir. Bu tür Avustralyalı yerliler tarafından hala uygulanmaktadır.
Kadın Sünnetinin de dört türü vardır :
1. Tip : Prepusun, klitorisle tamamı/bir bölümü ile birlikte veya tek başına kesilmesini kapsar.
2. Tip : Klitorisin kesilmesi, labia minora'nın kısmen veya tamamen kesilmesi
3. Tip: Dıştaki jenital organların kısmen veya tamamen kesilmesi, ve vajinanın dikilmesi/daraltılmasını kapsar
4. Tip : Bu tür, önceki türlerin hepsini ve vajinanın kesilmesi, yakılması gibi hayal edilebilecek türlü çeşitte vahşeti içerir.
Yukarıda yazılanlardan anlaşılıyor ki, neyin zararlı olup olmadığını değerlendirmeden önce ne hakkında konuştuğumuzu bilmeliyiz.
2) Erkek ve Kadın Sünnetinin Cinsel sonuçları
Kadın sünnetinin sonuçları abartılırken, erkek sünnetini zararsız gösterme yolunda çabalar göze çarpmaktadır. WHO'nun Cenevre'deki bürosunda cinsel sakatlamalardan sorumlu olan Dorkenoo bir yazısında şöyle der:
"Klitoridektomi, Kadın Cinsel Sakatlamalarının (KCS) en yaygın yöntemidir. Bu, sünnetten çok penisektomi ile özdeştir. Erkek sünneti, penisi örten koruyucu derinin kesilmesini içerir, ama penise zarar vermez. Klitoridektomi, kadında cinsel zevk organı olan klitorisi tahrip eder."
Ne var ki eski kaynaklar erkek sünnetinin bu "basitleştirmesini" paylaşmazlar. Aslında Yahudi dini otoriteleri erkek sünnetini, erkeğin ve partnerinin cinsel zevkini azaltmak için bir yöntem olarak görmüşlerdir. Bu görüşlerini seks-negatif düşünceleri nedeniyle bugün de devam ettirirler. Philo (ö. 54) sünnetin ilk hedefini şöyle açıklar:
“Zevkin kesilmesi zihni hayallere götürür. Bütün zevkler içinde en başta geleni olan erkek ve kadının birleşmesi olduğundan, kanun koyucular şunu düşünmüşlerdir ki, cinsel birleşme organını yaralamak ve sakatlamak hem bu zevki, hem de bunun simgelediği ve kaynağı olduğu diğer bütün diğer zevkleri engeller”
Başka bir yerde ise:
“İlahi kanun koyucu sünneti erkeklere pek çok nedenle emretmiştir. Birincisi onun çiftleşmeye kadından daha fazla isteği olduğu ve her zaman hazır olduğu içindir. Dolayısıyla doğru bir şekilde kadınları dışarıda bırakarak erkeğin yersiz içgüdülerini bastırır”
Maimonides (ö. 1204) şöyle der:
"Söz konusu sünnet olduğunda, düşünüyorum ki amaçlardan biri cinsel ilişkiyi azaltmak, cinsel organı zayıflatmak, ve bu şekilde erkeğin mutedil olmasını sağlamaktır. Bazıları sanır ki, sünnet erkeğin yapısındaki bir bozukluğu gidermek içindir, ama herkes kolaylıkla cevap verebilir: Nasıl olur da tabiatta yaratıklar dışarıdan düzeltmeyi gerektirecek kadar “eksik” olabilirler, hele bu özellikle üstderi gibi işlevi açık seçik belli olan bir yapı ise? Bu emir, eksik yaratılışlı bir yapıyı düzeltmek için değil, insanın ahlaki yetersizliklerini tamamlamak içindir. Bu organda açılan yara tam da istendiği gibidir; ne gerekli işlevlere zarar verir, ne de çoğalma yeteneğine. Sünnet basitçe aşırı isteği dengeler, çünkü sünnetin cinsel heyecanı azalttığına dair şüphe yoktur, organ daha başlangıçtan kan kaybederek ve koruyucu tabakasını kaybederek güçsüz hale gelir. Destanlarımız (Beresh Rabba, c.80) açıkça söyler: Sünnetsiz biri ile ilişkiye giren kadın için ondan ayrılmak zordur. Bu, benim inancıma göre, sünnetle ilgili emir için en iyi nedendir. Ve bu emri ilk uygulayan kimdi? İbrahim, günahtan nasıl korktuğu iyi bilinen babamız."
Ve ekler :
"Her şeyde altın kuralı takip etmeliyiz; aşkta aşırı olmamalıyız, ama tamamen de bastırmamalıyız, çünkü kanun şöyle emreder:
“Meyva verin ve çoğalın” (Genesis 1:22) Cinsel organ operasyonla zayıflar ama tamamen de yok olmaz. Doğal fonksiyonu tamamen korunmuştur, ama aşırılıktan da uzaklaştırılmıştır”
Kıpti teolog Ibn-al-Assal (ö. 1265) sünnette gereklilik görmüştür: “Bazı doktorlar ve önemli filozoflar sünnetin zevk aracını zayıflattığını söylemektedirler, aslında herkese göre arzu edilen bir durumdur bu. “ Burada referans kesinlikle Maimonides'e yapılmıştır. Thomas Aquinas (ö. 1274) da Maimonides'e atıfta bulunur ama aynı zamanda sünnetin “ilgili organdaki şehveti azaltmak için bir yöntem” olduğuna değinir. Tanrı'nın bağlılık işaretini kafada değil peniste istemiş olmasının “bu organlarda bulunan şehveti azaltma amacı “ taşıdığını onaylamıştır.
Klasik Müslüman yazarlarda da aynı fikirlere rastlanır. Ibn-Qayyim Al-Jawziyyah (ö. 1351) erkek ve kadında sünnetin cinsel isteği azalttığını yazar, “cinsel istek aşırı olduğunda insanı hayvana çevirir, yok edildiğinde ise onu cansız biri yapar. Böylece sünnet bu aşırılığı keser. Bu yüzden, sünnet olmamış erkek ve kadınların hiçbir zaman doyduklarını göremezsiniz” A
Al-Mannawi (ö. 1622) Al-Razi'den aktarır :
"Glans (penis başı) çok hassastır. Eğer üstderi içinde saklı olursa, çiftleşme sırasında zevki arttırır. Eğer üstderi kesilirse, glans sertleşir ve zevk zayıflar. Bu bizim kanunlarımıza daha iyi uyar: zevki tamamen yok etmeden azaltmak, aşırılık ve farkında olmama arasında ara durum.”
Erkek sünnetinin bugünkü karşıtları, bu eski yazarlar gib sünnetin cinsel zevki azalttığını düşünmektedirler. Ayrıca bunu doğrulayacak bilimsel açıklamalar getirmişlerdir. Bu eski yazarların farkları ise, cinselliği kişisel bir hak olarak görmeleri ve bu yüzden sünnete karşı olmalarıdır.
Sünnet karşıtları, cinsel zevkin oluşumunun yalnızca glansta değil, ama aynı zamanda, glansın koronası, frenulum ve üstderide olduğunu söylemektedirler. Glans, yani penis başı serbest sinir uçları ile örtülmüştür, ve protopathic duyarlılığa sahiptir, bu da daha zayıf ve ham duyular anlamına gelir. Glanstan daha az duyuya sahip tek vücut organı ayak tabanıdır. Üstderiyi keserek, glans ve onun koronal tacı, korumasını kaybeder, zamanla tıpkı bir yalın ayak gibi sertleşir ve kurur.. Dolayısıyla sünnet, glans ve koronanın sürekli ilerleyen duyu kaybına yol açar. Ayrıca penis derisinin büyük miktarda kaybına da yol açar ki, bu kimi zamanlarda %80'e kadar ulaşabilir. Kesilen parça bir metreden fazla damar, arter ve kılcal damar, 78 metre sinir ve 20,000'den fazla sinir ucu içerir. Sünnet üstderi kaslarını, bezlerini, mukoz tabakasını, ve epitel dokusunu tahrip eder. Frenulumu da yaralar.
Sünnet ereksiyonu engellemese de, derinin eksilmesi ile daha gergin, daha az elastik, ve daha az hareketli olur. Eğer deri çok fazla kesilmişse, gerilim penisi bükebilir, veya yumurtalık derisini kaybı telafi etmek için yukarı çekebilir.
Cinsel ilişkiye hazırlık sırasında, erkek kadının klitorisini ve üstderisini okşar. O da erkeğin penisini deriyi ileri geri çekerek uyarır ve ilişkiye hazırlar. Deri doğal uzunluğunu kaybettiğinde bunlar rahat yapılamaz. Bu önsevişme ve cinsel ilişki, sünnet kayganlaştırıcı smegmayı salgılayan bezleri yok ettiği için normalden daha pürüzlüdür. Bunu telafi etmek için kadın hem kendisi hem de erkek için zararlı olan kayganlaştırıcılara başvurur. Bu iki problem, Amerikalı kadınların, kayganlıktaki eksikliği tükürükle telafi etmek için “fellatio”ya başvurmalarını, ve önsevişmenin kısalığını açıklar.
Üstderinin kesilmesi ve penis yağlandırıcı maddesinin eksikliği, kadın ve erkek için cinsel ilişkiyi acı verici yapabilir. Burada eldeğmemiş erkeğin cinsel ilişkisinin sünnetli erkekten farklı olduğu dikkat çeker. Sünnetli erkek, eğer üstderisi olsa idi yaşayacağı heyecanın arayışı içinde daha şiddetli ve çabuk penetrasyonu tercih eder. Bu cinsel davranış sürtünmeyi arttırır, her iki kişide de lezyonlara yol açar ve olumsuz bir durum oluşturur.
Bir Amerikalı doktor şöyle der :
“Sünnetli erkek, değişmiş penis işlevi ve duyarlılığı nedeniyle, hiçbir zaman Tanrı tarafından kendisine verilen jenital zevke ulaşamaz. Kadın da, hiçbir zaman eşinin tam cevabını yaşayıp tanıklık edemez. [...] Yetenekli bir müzisyen, bütün virtüözlüğüne rağmen, kötü akor edilmiş veya en iyi olmayan kalitede bir enstrümanla, en iyi müziğini ortaya koyamaz."
Burada şunu ekleyelim ki, ABD'de bazı erkekler sünnet ile kaybettiklerini geri kazanmak için üstderi restorasyonuna gitmektedirler.
3) Erkek ve kadın sünnetinin sözde yararları
UNICEF-İsviçre'nin yukarıda geçen bildirisinden, erkek ve kadın sünneti arasında yapılan ayrımı görmüştük. Bildiriye göre: "Kadın sünneti ise, kadının cinsel organında kendi sağlığı yanında doğacak çocukların da sağlığını etkileyecek kalıcı sonuçlar bırakır." Oysa erkek ve kadın sünnetinin tarihi incelendiğinde sözde sağlık yararlarının yalnızca erkek sünnetini değil, kadın sünnetini meşrulaştırmak için de kullanıldığını görürüz.
Aşağıda bu sözde sağlık yararlarının bir listesini sunuyoruz.
A) Temizlik
Temizlik geçmişte ve bugün, erkek sünneti taraftarlarının temel dayanağı olmuştur. Bunlar, temizlik eksikliğinin, kanser, prostat ve pek çok cinsel hastalık için başta gelen sebep olduğunu iddia etmektedirler. Sünnet karşıtları ise bu iddiaları tıp profesyonellerin seksist düşüncelerini yansıttığı için reddederler. Erkek sünneti için şöyle bir gerekçe bile uydurulmuştur: "Kadınlar kendi cinsel organları ve temizliği hakkında bilgisiz olduklarından, temizliği kızlarına ve en önemlisi erkek çocuklarına öğretemezler."
Amerikalı Doktor Ritter'e göre ise tırnaklarını kesmesini, dişlerini fırçalamasını, ve tuvalet temziliği yapmasını bilen bir erkek çocuğun, basitçe üstderisini geri çekip yıkayamayacağını söylemek, o çocuğa hakarettir. Doktor Ritter şöyle der: “eğer temizlik argümanını erkek sünneti için bir neden olarak kabul edersek, o zaman yıkamanın çok daha zor olduğu kadın organlarını da kesmemiz gerekir. Ne var ki bugün ABD'de hiç kimse jenital temizliği sağlamak için kadın organını kesmeyi önermiyor."
Temizlik argümanı 1950'lerde kadın sünnetini isteyenler tarafından da kullanıldıı. 1958'de Dr. McDonald tıbbi bir dergide şöyle dedi:
"Bebek klitorisi saklıdır. Prepus doğumda ortaya çıkar. Orta raphe ise her zaman el değmemiştir. Daha sonraki yaşlara kadar eldeğmemiş kalabilir....Raphe açılmadığında, smegma birikmesi soruna yol açabilir. Raphe sadece bir iğne deliği kadar açılırsa, bakteriler içeri girip birikenlerin kirlenmesine yol açabilir. Daha sonra rahatsızlık, kaşıma, mastürbasyon, vs. semptomlar ortaya çıkabilir. Yetişkinlerde...(acılı ilişki) ve frijidite ortaya çıkabilir. Erkeğin sünneti için öne sürülen nedenlerin çoğu kadınlar için de geçerlidir."
B) Mastürbasyon
Mastürbasyonun önlenmesi Batı'da sık sık erkek ve kadın sünnetini haklılaştırmak için öne sürülen bir neden olmuştur. Klasik Arap kaynaklarında hiç yer almamakla birlikte, çağdaş Arap kaynaklarında hem erkek hem de kadın sünnetiyle ilgili kullanılmıştır.
Batı Hıristiyanları mastürbasyon fobisini Yahudi etkisinde geliştirmişlerdir. Sözde gerekçeleri ise Yaratılış 38:6-10'da yer alan, Onan'ın hikayesidir. (onanism kelimesi buradan çıkmıştır) Bu metin aslında bir yahudi geleneğinden kaynaklanır. Kayınbirader, kardeşinin ölümü durumunda onun eşiyle evlenmek zorundadır (eğer çocuksuz ise) (Deuteronomy 25:5-10). Onan bu kanunu kardeşinin eşi ile girdiği ilişkide geri çekilme yöntemini uygulayarak ve dolayısıyla karısının hamile kalmasını engelleyerek çiğnemiştir. Yahudi kanununda bunun cezası ölümdür. Rabbiler bu durumu yorumlayarak şöyle bir sonuca vardılar: "mastürbasyon ile semeni boşa akıtıp harcamak da bir suçtur ve ceza getirir"
Mishna erkek mastürbasyonunu şu şekilde suçlar : “Sık sık muayene yapan her el, bu bir kadın ise, övgüye değer, ama bu bir erkek eli ise kesilmelidir.” Bu metindeki kadın kendini dini arınma normlarını sağlayıp sağlamadığını görmek için muayene etmektedir. Bu yüzden hareket övgüye değerdir. Bunun yanında kadının, cinsel heyecan söz konusu olduğunda erkekten daha az duyarlı olduğu sanılmaktadır. Talmud, rabbilerin Mishna'nın bu metni üzerine tartıştıklarını anlatır
Mastürbasyon fobisi Londra'da ise, 1715 yılında yayınlanan şu kitapla başlamıştır:
“Onanya, veya kendini kirletmenin iğrenç günahı, ve her iki cins için korkunç sonuçları düşünüldüğünde, kendini bu uygulama ile yaralayanlara verilecek fiziksel ve ruhsal tavsiyeler.”
Kitapçığın en büyük etkisi İsviçreli Doktor Samuel-Augustus Tissot (ö. 1797) üzerinde oldu. Doktor Tissot mastürbasyon fobisini önce Avrupa ve daha sonra da Amerika'ya yayarak bugünkü kötü şöhretinin sahibi oldu. Tıbbi Bilimler Sözlüğü, 1819'da şöyle diyordu:
“Ölümcül mastürbasyon alışkanlığının yol açtığı korkutucu sonuçlar bütün zamanların ünlü doktorlarının çalışma konusuydu....Onlara göre, jenitallerin sürekli uyarılması, fonksiyonlarımızı bozarak en kronik ve şiddetli hastalıklara neden olur...."
Ünlü Kellogg kahvaltı gıdalarının sahibi John Harvey Kellogg, mastürbasyona karşı mücadelenin önde gelen isimlerindendi. İnsanlara mastürbasyonun bir hastalık olduğunu anlatan kitaplar satarak hatırı sayılır bir servet elde etti. Mastürbasyonun neden olduğunu iddia ettiği 31 değişik hastalık sıralayabiliyordu .
Tahmin edileceği gibi, tehlikeli diye nitelenen bir uygulamanın yok edilmesi için de çareler bulunuyordu. Ruhsal çabaların yanında, doktorlar cerrahi olmayan yöntemler önerdiler. Jenitalleri soğuk su ile yıkamak, bitkin düşene kadar spor yaptırmak, yatma pozisyonlarını düzenlemek, belli yiyecek diyetleri takip ettirmek, mekanik aygıtlar vs.
ABD patent ofisi, ilki 1861'de, sonuncusu 1932'de olmak üzere mastürbasyonu önlemek için 20 değişik tıbbi alet için patent verdi. Ayrıca doktorlar kadın ve erkekler için cerrahi yöntemler önerdiler: infibulasyon, hadım etme, yakarak dağlama, sivri uçlu yüzükler kullanma ve son olarak da, sünnet.....
Sünnetin iki erken peygamberi Abraham Jacobi ve M.J. Moses oldu. Bu kişiler, Yahudilerin sünnetli oldukları için mastürbasyona ve üstderiyle birlikte yolaçtığı korkunç hastalıklara karşı bağışık olduklarını iddia ediyorlardı. 1871'de Moses daha sonra çok başvurulacak bir makale yayımladı: “Hijyenik ve Tedavi Edici bir Yöntem Olarak Sünnetin Değeri” , New York Medical Journal. 1914'te bir başka yahudi asıllı doktor olan Abraham L. Wolbarst ise şöyle diyordu: “Gençlerde sünneti teşvik etmek her doktorun ahlaki görevlerinden biridir.” Wolbarst o kadar ileri gitti ki, 1932'de, yetişkin mastürbasyoncuların izole edilip evlenmelerine izin verilmemesi gerektiğini yazdı. Ne var ki, mastürbasyon fobisi gerilemeye başlayınca, Amerikalı doktorlar artık eskisi gibi sünneti tavsiye etmemeye başladılar. 1942'de Dr. Benjamin Spock erkek ve kızlarda mastürbasyonun önlenmesi için sünnet konusunu masaya yatırdı ve şu sonuca vardı: "sünnet ve diğer cerrahi yöntemler, mastürbasyonun önlenmesinde uzak durulması gereken yöntemlerdir.” Buna rağmen Dr. Spock,1976 yılına kadar çocuk sünnetinin tamamen karşısına da geçmedi.
Sünnet, çeşitli hastalıkların kaynağı olduğuna inanılan mastürbasyonu önlemek için kullanıldı. Aynı zamanda kellikten sırt ağrısına ve deliliğe kadar pek çok hastalığa da çözüm olarak sunuldu. Belki de doktorların sünneti çare olarak göstermedikleri tek hastalık nezledir.
Şimdi sünnetin sözde çare olduğu bu hastalıkları inceleyelim, ama kendimizi bunlardan temel olan beş tane ile sınırlayalım: yani cinsel yolla bulaşan hastalıklar, kanser, fimosis, üriner enfeksiyon, ve son zamanlarda AIDS.
C) Cinsel Hastalıkların Önlenmesi
Mikropların keşfinden önce, sifilis(frengi) gibi cinsel hastalıklar Batı'da terör estirirdi, tıpkı şimdiki AIDS gibi. 1880'lerde ABD'de sifilofobya gelişmişti. Sifilis, kötü şeyler yapanlara Tanrı'nın bir cezası olarak görülmüştü, hatta birkaç doktor bu hastaları tedavi etmeyi bile reddettiler.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar histerisinin tepe noktasında, orduda doktorluk yapan Eugene A. Hand, Amerikan Tıp Birliği'nin 12 Haziran 1947'deki toplantısında Sünnet Ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar başlıklı makaleyi sundu. Yahudiler, Jentiller ve siyahlar arasındaki hastalık oranını karşılaştıran Dr. Hand, sünnetin cinsel yolla bulaşan hastalıkları engelleyebileceğine karar verdi. Makalede şöyle deniyordu :
"Sünnet zenciler arasında yaygın değildir....Pek çok zenci arasında aşırı cinsel ilişki vardır, hastalıklar az bilinir ve bunlardan korkulmaz. Dolayısıyla zencilerin hastalık oranı yüksektir. Bu iki aşırı uç arasında jentiller (musevi olmayanlar, burada beyazlar) yer alır. Onların hastalık miktarı Yahudilerden yüksek, zencilerden ise düşüktür."
1973'te, Dr. Abraham Ravich Cinsel Hastalıkları ve Kanseri Sünnetle Yenmek adlı kitabını yazdı. Bu sıralarda ABD'de cinsel yolla bulaşan hastalıklar özellikle gençler arasında, neredeyse salgın seviyesine ulaşmıştı. Kitapta pek çok konu tartışılıyordu, bunların arasında Dr. Ravich'in kendi İncil yorumları sunuluyordu. Doktora göre tarih öncesi salgınların sebebi cinsel ahlaksızlık idi, daha sonraki salgınlar ise sünnet olunmamasından kaynaklanıyordu. Ona göre sünnet mecburiydi....
Buna karşı Wallerstein, cinsel hastalıklarla erkek sünneti arasında böyle her durumda bağ kurulmasının sorunu yalnız erkeklermiş gibi yansıttığını söyledi.
"Ne var ki, bazı durumlarda cinsel hastalıklar kadınlarda daha ciddi olabiliyor. Erkeklerde cinsel hastalık genelde semptomatik oluyor (mesela, yaralar, acı vs. gibi fiziksel semptomlar ortaya çıkıyor) Ayrıca, erkek jenitalleri daha kolay muayene edilebiliyor. Tersine kadın jenitalleri daha saklı, enfeksiyonlar da genelde asemptomatik oluyor. (fiziksel semptomlar gözükmüyor) Göze çarpan herhangi bir semptom olmadığı zamanlarda bile, kadın cinsel partnerine hastalık bulaştırabilir. Ayrıca cinsel enfeksiyonlar erkekler gibi kadınların da hem iç hem dış jenitallerini etkileyebilir. Peki o zaman sormalı; kadınların dış jenitalleri de
basitçe enfeksiyonlara maruz kalabilirler diye kesilmeli mi? Bu ne kadar mantıksız ise, cinsel hastalıkları engellemek için erkeğin üstderisini kesmek de o kadar mantıksızdır."
Bu başlık altında 1855'ten 1997'ye kadar yazılmış olan bütün yazıları inceleyen Dr. Van Howe şu sonuca varmıştır :
"Bugüne kadar genel olarak Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH) üzerinde sünnetin etkisini gösteren bir araştırma yapılmamıştır. Veriler, sünnetli bir erkeğin CYBH açısından daha büyük risk altında olduğunu gösteriyor. Bu ABD'de görülen trendlerle uyumlu. Rutin yenidoğan sünneti gerçekleştiği müddetçe, CYBH'lerin oranı düşeceğine, yükselmiştir. Gelişmiş ülkeler arasında ABD, en yüksek CYBH, HIV enfeksiyonu ve sünnet oranına sahiptir."
D) Penis ve Rahim Kanseri
Yahudi asıllı ABD'li doktor Abraham Wolbarst 1932 yılında sünnetin kanseri önlediğine dair bir makale yazdı. Yahudilerin penis kanserine karşı bağışık oldukları inancına dayanarak, kanseri “prepusyal boşlukta patojenik maddelerin birikmesi”ne bağladı.
Dr. Ravich ise 1942 yılında Wolbart'ın "smegma "kanserojen"dir" teorisini geliştirdi, ve Yahudilerin hastalığa yakalanmadığı efsanesini tekrarlayarak, üstderi ile prostat kanseri arasında nedensel bir ilgi olduğunu ortaya attı. Ayrıca kadınlardaki rahim kanserine de erkek smegmasının sebep olduğunu yazdı.
Popüler haber dergisi Newsweek, Ravich'in iddiasını yayınladı ve “erkek çocukları daha fazla sünnet etmek gerektiği" sonucuna vardı. 1951 yılında bir başka makalesinde Ravich, her yıl üstderiden kaynaklanan 25 bin kanser ölümü olduğunu, 3 ila 8 milyon arası Amerikalının da üstderi nedeni ile prostat kanserine yakalandığını iddia etti. Ravich “önemli bir sağlık önlemi” olarak mecburi, toplu sünnetlerin yapılması gerektiği sonucuna vardı
Sünnetin kanseri önlediği teorisi özetle, smegmanın kanserojen olduğu hipotezi, ve Yahudilerin sekizinci günde sünnet oldukları için en düşük penis ve rahim kanseri oranına sahip olduğu varsayımıyla başlıyor. Teoriye göre kanser oranlarında ikinci sırada Müslümanlar ve son sırada da sünnetli olmayanlar geliyor. Bu teori pek çok makalede tekrar edildi, hepsi de 1932'deki Dr. Wolbarst'ın makalesini temel alıyordu. Sünnet karşıtları bu teoriyi reddederler. 1975'ten beri Amerikan Pediatri Akademisi ve 1996'dan beridir de Amerikan Kanser Derneği sünnet karşıtlarının yanındadır. Karşıt savlardan bir diğeri de, sünnetin engel olduğu iddia edilen hastalıklardan daha tehlikeli olduğudur. Dr. Denniston durumu şöyle açıklar:
"Olası bir penis kanseri vakasını engellemek için, 100.000 çocuğun sağlıklı dokusunu almayı teklif etmek ahlak ve mantık dışıdır. Mukayese edilecek olursa, göğüs kanseri riski yaklaşık 100 kat daha büyüktür, ancak kimse bu başa çıkılamaz hastalık için bütün kadınların göğüslerini almak gerektiğini söylemiyor"
E) Phimosis ve paraphimosis
Phimosis (fimos), çok sıkı bir üstderiyi glansın (penis başı) gerisine itmedeki zorluktur, parafimosis ise bunun tersine üstderiyi glansın ilerisine itip örtmede yaşanan zorluktur. 19. yy'da Amerikalı doktor Lewis Sayre (ö. 1900) uzun yapışık bir üstderinin sadece felç değil aynı zamanda kalça kemiği hastalığı, siğil, kötü sindirim, sara ve diğer hastalıkların da sebebi olduğunu düşündü. Yıllar geçtikçe phimosis'e dayandırılan hastalık listesi uzadı. 1932'de, Dr. Abraham Wolbarst phimosis'i kanser, sifil ve daha birkaç hastalığa neden olarak gösterdi. Diğer Amerikalı doktorlar mastürbasyon, gece altını pisletme, aşırı terleme, histeri ve nörosteniyi bu listeye ekledi. Sünnet bütün bu durumlara bir tedavi olarak gösterildi. Bütün çocukları doğumdan sonra muayene etmek gerekirdi. Eğer üstderi geri çekilmiyor ise, bu sünneti gerektiren bir phimosis olarak anlaşılmalıydı.
Aynı inanış Britanya'da da geçerliydi , taa ki Dr. Douglas Gairdner'in phimosis'in büyük çoğunlukla doğal, hastalık yapıcı olmayan bir durum olduğunu ispat eden 1949'daki makalesine kadar. Dr. Gairdner sünnetin gerekliliğiyle ilgili iddiaları inandırıcı bulmayarak geri çevirdi, ve yeni doğan bir bebeğin prepusunun kendi doğal haline burakılması gerektiği hükmüne vardı
Doktorlar paraphimosis için de sünneti gerekli görürler, oysa paraphimosis bir hastalık sayılamaz, çünkü glansın gerisine itilen üstderinin orada sıkışmasından başka bir şey değildir. Bu duruma, anne babalara üstderiyi geri itmelerini söyleyen, ama tekrar yerine getirmelerini söylemeyen doktorların neden olduğu da çok olmuştur. Bu durum tedavi edilebilir, sünnet ancak durumun sık sık tekrar etiiği çok aşırı durumlarda düşünülebilir
F) İdrar Yolu İltihabı
1980'lerin ortalarında idrar yolu iltihapları (İYE) sünnet için geliştirilmiş en son gerekçe olarak ortaya çıktı. Bu teorinin en büyük destekçisi Amerikalı Dr. Thomas Wiswell, Amerikan Askeri Hastanelerinden birinde yaptığı 5621 yenidoğanı kapsayan araştırmasının sonunda, sünnetin İYE'yi azaltabileceği sonucuna vardı. Wiswell'e göre İYE oranı sünnetlilerde %0.14 sünnetsizlerde %1.4 idi. Destekçileri Wiswell'in araştırmasını uzun bir süreden beridir beklenen sünnet alameti olarak selamladı.
Karşıtları ise, Wiswell'in araştırması doğru olsa bile, 1.4 çocuğu kurtarmak için 100 çocuğu sünnet etmek gerektiğini, oysa enfeksiyonların bıçağa gerek kalmadan tedavi edilebileceğini söylediler. Eğer operasyonun riskleri düşünülecek olursa, önlem olarak tasarlananın, kaçınılanın zararından daha büyük olduğu görülüyordu.
Karşıtların dikkat çektiği bir diğer nokta da şu: kızlardaki İYE oranı erkeklerden daha yüksek, ama hiçbir doktor kızlarda jenital cerrahiyi önermiyor? Bunlar antibiotiklerle tedavi edilebiliyor, ve bunun dışındaki herhangi bir tedavi yöntemi de, ABD'deki yasal sağlık standartlarna göre “kötü ve yanlış tedavi” olarak mahkemede yargılanabiliyor. Son olarak sağlam bir çocuğun aslında İYE'ye yakalanma olasılığının daha düşük olması gerektiğini belirtiyorlar. Üstderi glansı idrardan ve dışkıdan korur. Eğer üstderi sünnet ile kesilirse, idrar yolları enfeksiyona daha açık hale gelir. Sünnetli erkeklerin İYE'ye yakalanma olasılığı en az diğerlerinin ki kadardır.
G) AIDS
Erkek ve kadın sünnetçilerinin son icadı, sünnetin AIDS'i önlediğidir. Blimsel detaylara girmeden önce, üzerinde yorum yapmalıyız.
Önce, Arap kaynaklarının, sadece erkek sünnetinin değil kadın sünnetinin de AIDS'i önlediğine dair iddialarnın ilginçliğine değinelim. Mısır gazetesi Aqidati 5 Eylül 1995'te bir makale yayımladı, başlığı şuydu : Gelin evinin bir tanığı diyor ki: sünnet AIDS'i önler. Makalenin yazarı Dr. Şefik: “Avrupalı bir tıp örgütü, AIDS'in sünneti önlediğini doğruluyor.” diyor ve ekliyor: “tıp örgütünün bu itirafı, CNN'in yürüttüğü sünnet karşıtı kampanyaya Müslümanların verebilecekleri en güçlü ve en iyi cevap.” Kastedilen, Kahire'de bir kızın sünnet edilişini gösteren 7 Eylül 1994 tarihli CNN çekimlerini idi. 9 Eylül 1995'te ise bir başka Mısır gazetesi, Sawt al-ummah " Sünnet Kadınları AIDS'e karşı koruyor" başlıklı bir haber yayınladı. Haberin bir yerinde obstetrist İzzet Al-Sawi şöyle diyordu:
"Eğer Batılı tıp örgütleri sünnetin AIDS'e ve penis kanserine karşı koruma sağladığına kannat getirmişse bunda şaşıracak bir şey yok, çünkü kadın sünneti herhangi bir probleme yol açmıyor ve korkulacak bir tarafı yok."
Mısır gazetesi Al-Hadaf'ta yayımlanan bir başka haber ise, “Kadın Sünneti AIDS'e Karşı Korur” başlığını taşıyordu :
"Uluslararası Haber Ajanslarının henüz geçtiği bir habere göre, bir Avrupa tıp örgütü kadın sünnetinin AIDS'e karşı koruma sağladığını itiraf etti. Haber ayrıca, bu sonuca varan doktorların Kanada, Norveç ve Danimarka vatandaşları üzerinde çalıştığını yazıyor."
24 Haziran 1997 tarihinde, Kahire'deki bir mahkemeden Mısır Sağlık Bakanlığı'nın kadın sünnetini yasaklayan kararını iptal ettirmeyi başaran Şeyh Al-Badri, şöyle bir açıklama yaptı:
"Bizim dinimizde, namaz kılar, oruç tutar ve sünnet ederiz. 14 yüzyıldır dedelerimiz ve nenelerimiz çocuklarını sünnet ettiler. Sünnet olmayanlar AIDS'e daha çabuk yakalanırlar."
Mısır basını ve Şeyh Al-Badri'nin kadın sünnetinin AIDS'e karşı koruma sağladığına dair Mısır kamuoyunu ikna etmeye çalıştığı açıktı. Ne var ki, yukarda bahsedilen Batılı kaynak kadın sünnetini değil erkek sünnetini kastediyordu. Aynı kaynak kadın sünnetine karşıydı, ve tersine kullanılan steril olmayan aletler ve enfeksiyon ile kadın sünnetinin AIDS'in yayılmasına katkıda bulunduğunu iddia ediyorlardı.
Sünnetin AIDS'in önleyeceği düşüncesi ilk olarak 1980'lerin sonunda, Afrika'da HIV virüsü ile ilgili yapılan çalışmalarda ortaya çıktı. Erkek sünnetinin ABD'deki taraftarları bu teoriye dört elle sarıldılar. Bu taraftarlar arasında, 1986'da tıbbi bir dergiye teorisi hakkında makale gönderen Yahudi asıllı doktor Aaron Fink'ı da saymak gerekir. Dr. Fink bir röportajında sünnetin AIDS'i önlediğini kanıtlamanın bir yolu olmadığını açıkladı. Oysa pek çok diğer doktor kendisine destek veriyordu.
Aslında herşey AIDS'in dağılımı haritası, sünnet haritası ile karşılaştırılınca başladı. Sünnetin uygulandığı yerlerde AIDS'li sayısı daha azdı. Ne var ki kullanılan sünnet haritası 1950'lerde kalmaydı ve teoride ilk ilişki yaşı, çokeşlilik gibi sosyal faktörler dikkate alınmamıştı.
Bir başka araştırmada
Kenya ve Zaire arasında uzun mesafe sürücülüğü yapan 283 erkek ve yardımcıları incelenmişti. Ne varki bu araştırmada da deneklerin sünnetli olup olmadıklarının muayenesi ile ilgili bir bilgi geçmiyordu. Gerçek sayılar değil sadece oranlar yer alıyor, ve diğer olası faktörleri incelemek için de herhangi bir çaba da görülmüyordu.
Abidjan'ın CYBH hastanesine başvuran 1,169 erkek, ve Afrika'nın çeşitli yerlerinde fahişelere sık sık giden insanlar da başka araştırmaların konusu oluyor. Bütün bu çalışmalarda göze çarpan şey, üstderinin baştan HIV taşıyıcısı olarak kabul edilip, diğer faktörlerin gözardı edilmesi. Bir başka unutulan faktör, sünnetsiz erkeklerin belirli ülkelerde eş bulmakta zorlandıkları. Bu nedenle, cinsel ilişki için fahişeleri arıyorlar. Daha yüksek AIDS oranları için nedenlerden biri bu olabilir.
Sünnet karşıtları ise bu çalışmaların neden ABD'de değil de illa ki Afrika'da yapıldığını soruyorlar. Aslında WHO tarafından yayınlanan istatistikler, ABD'deki AIDS'li sayısının gelişmiş ülkeler içinde en yüksek oran olduğunu gösteriyor.
Her 100,000'de HIV Oranı , sünnet etmeyen uluslar:
Italya 8.9
İsviçre 6.5Danimarka 4.4 Fransa 3.5
Hollanda 2.7 Almanya 2.2
Avusturya 2.0 İsveç 2.0
Norveç 1.6Finlandiya 0.9 Polonya 0.2
Macaristan 0.2
ABD'deki oran ise 16.0. İlginç olarak, Avrupa'da en yüksek AIDS oranı olan ülkeler, aynı zamanda, en yüksek sünnetli Müslüman göçmen oranına sahip ülkeler.
Bu rakamları yorumlayan Fleiss, şöyle demiştir :
"Sünnetin AIDS'i önlediği efsanesi yalnızca yanlış değil, aynı zamanda tehlikelidir de. Sünnetli AmerikalılarAIDS'e bağışık olduklarına inanarak tedbirsiz sekse daha fazla yönelebilirler. Bu da yalnızca daha fazla AIDS demektir."
Sünnet karşıtları ayrıca, sünnetin AIDS'i önlemekten çok kolaylaştırıcı olabileceğini iddia etmektedir:
- Sünnet, penis derisini daha sıkılaştıran ve daha geçirgen yapan yaralara yol açar.
- Sünnetli erkekler daha fazla anal ve oral sekse başvururlar , ve homoseksüelliğe daha yatkındırlar
- Sünnetli erkekler daha sık eş değiştirirler
- Sünnetli erkekler kondom kullanmaya daha az isteklidirler ve fazla ön sevişme olmadan penetrasyona başlarlar.
- Sünnetli erkekler AIDS'ten korunduklarına inanırlar ve bu nedenle daha tehlikeli cinsel ilişkilere girebilirler.
Bu faktörler, sınırlamaktan çok AIDS'i yayıcıdırlar. Şunu da eklemek gerekir ki, sadece bir olası AIDS vakasını önlemek için (o da sünnetçilerin iddiasına göre) 23,148 çocuğu sünnet etmek gerekir, bu da 9.6 milyon dolar masrafa yol açar. Eğer sünnetin kendi içindeki tehlikeleri de buna katılırsa, AIDS'i önlemek için sünnet bir topluma daha masraflı ve hayati açıdan daha riskli olabilir.
Doktor Ritter konu hakkında şöyle diyor:
"Açık bir şekilde görülüyor ki, belirli hastalıklara yol açanlar belirli mikroorganizmalarla temastır, ve bunu önlemenin yolu, ilgili vücut organlarını kesmek değil, CYBH için önleyici eğitim ve tıptır.
Eylül 1994'te, Negev'deki Ben-Gurion Üniversitesi Tıp Eğitimi Merkezi yöneticisi, Dr. Shimon Glick bana sünnetsiz olma ve AIDS arasındaki ilişkiyi gösteren bir makale gönderdi. Makalede şöyle deniyordu :
“Eğer Tanrı bir şeyi önermişse, o şey zararlı olamaz”. Buradaki erkek sünneti lehindeki tavır açıktır ki, Tanrı'nn yanlış yapamayacağını ispata yöneliktir.
Ayrımın Arkasındaki Politik Nedenler